BİRAZ DA GERÇEK GÜNDEMİMİZİ KONUŞSAK!
Yorulduk…
Kim kiminle ittifak yapacak, kim hangi partiye geçecek, hangi koltuğa kim oturacak, kim kimi tasfiye edecek…
Siyasetin hiç bitmeyen gündeminden gerçekten yorulduk…
Ve biz bunları konuşurken hayat başka bir yerde akıyor.
Hem de hiç iyi akmıyor maalesef…
…
TÜİK ağustos ayı enflasyonunu açıkladı.
Yıllık enflasyon yüzde 31,51.
Gıdada yüzde 33,79, ulaştırmada yüzde 35,08, konutta yüzde 39,77…
Rakamlar böyle!
Vatandaşın hesabı ise:
Markete girdiğinde kaç lirayla çıktığı, kirasını ödedikten sonra cebinde ne kaldığı, çocuğunu okula hazırlarken kaç kez hesap yaptığı…
Hal böyleyken ekonomik bozulmayı toplumsal bozulmadan tamamen ayrı düşünmek mümkün mü?
…
Tabii ki yoksulluk, işsizlik, borçluluk, gelecek kaygısı ve eşitsizlik tek başına suçun nedeni değil!
Ancak ekonomik sıkışmışlık arttıkça fırsatçılığın, kolay para arayışının ve zaten var olan kötü niyetlerin beslendiği bir zemin de oluşabiliyor.
Bir toplum sadece alım gücünü kaybetmiyor!
Umudunu ve yarına dair güvenini de yitiriyor.
Ve asıl tehlike de burada başlıyor.
Siyasetin günlük tartışmaları arasında görüp geçtiğimiz çok daha ağır meselelerimiz var.
Kadınlar ve çocuklar…
Kadınlara yönelik suçları bazen öylesine “mahrem” bir alana hapsediyoruz ki sanki mahrem olan suçmuş gibi konuşmaktan kaçınıyoruz.
Oysa mahrem olan suç değil;
Kadının bedeni, özel hayatı ve rızası…
Bakırköy’deki bir güzellik merkezinde ortaya çıkan son olay bunun en çarpıcı örneklerinden biri.
Kadınların en mahrem anları gizli kameralarla kaydediliyor.
Binlerce görüntü…
Ve bu görüntülerin internet üzerinden para karşılığı pazarlandığı iddiası…
Bu, “sapıklık” diyerek geçiştirilecek bir mesele değil.
Bir kadının bedeninden ve mahremiyetinden para kazanılan bir düzen söz konusu…
Ve bunun adı da düpedüz şiddettir!
Zira şiddet her zaman bedende morluk bırakmaz.
Rızası olmadan bir kadını görüntülemek, mahremiyetini gasp etmek, görüntülerini satmak ve ona bundan sonra girdiği her kabinde “Acaba burada da kamera var mı?” korkusunu yaşatmak da şiddet değil midir?
…
Peki yalnızca kadınlar mı?
Çocuklarımız da güvende değil.
Bir zamanlar çocuklarımızı sokağa gönderir, “Akşam ezanında evde ol” derdik.
Bugün kaç anne baba çocuğunu gönül rahatlığıyla sokağa bırakabiliyor?
Parktan servise, sokaktan okula kadar gözümüz üzerlerinde.
Çocuğu daha iyi eğitim alsın, daha güvende olsun diye imkanlarını zorlayan, kredi çekip özel okula gönderen aileler bile var…
Ne var ki okulun kapısından içeri girmek bile güvenliğin garantisi değil.
Akran zorbalığı, şiddet, istismar…
Bütün bunlar bizi aynı yere getiriyor:
Güven duygusunu kaybediyoruz.
Kadın kendini, anne baba çocuğunu, genç ise geleceğini güvende hissetmiyor!
Mesela üniversite sınavına hazırlanan bir genç de eskisi gibi sadece “Ben ne olmak istiyorum?” diye düşünmüyor.
“Bu bölümü kazanabilir miyim, bitirdiğimde iş bulabilir miyim, bu meslekle geçinebilir miyim?” diye hesap yapıyor.
…
Peki ekonomide durum farklı mı, yarını öngörebiliyor muyuz?
Maalesef…
Bugünkü gelirimizin yarın ne kadar değer kaybedeceğini, kiramızın ne olacağını, aynı hayatı sürdürebilip sürdüremeyeceğimizi bilmiyoruz…
Ya siyasette!
Sahada vatandaşı dinlediğinizde iktidardan muhalefete, siyasetin kendisine yönelik ciddi bir güven kaybını orada da görüyorsunuz!
Seçim konuşulduğunda “Kime oy vereceğimi bilmiyorum” diyenlerin sayısı az değil.
Bir yanda çözülemeyen sorunlar, diğer yanda muhalefetin kendi içindeki tartışmaları ve zaman zaman sergilediği tutarsızlıklar…
…
Evet, siyaset önemlidir.
Fakat birçok gelişmiş demokraside insanlar her siyasetçinin adını, her parti içi kavgayı, her kulis bilgisini takip etmeden hayatlarını sürdürebiliyor.
İyi de biz neden siyasetin dışında kalamıyoruz?
Çünkü yine maalesef ki; geçimden eğitime, güvenlikten çocuklarımızın geleceğine kadar hayatımızdaki pek çok sorunun bir türlü çözülememesi, siyasetin aldığı ya da alamadığı kararlarla doğrudan ilişkili…
…
Ve mesele sadece ekonomi değil.
Suç da değil.
Siyaset de değil.
Mesele, toplum olarak neye dönüştüğümüz…
Artık gündemi kimin hangi koltuğa oturacağından değil, siyasetin vatandaşa nasıl bir hayat yaşattığından ve aslında nasıl bir hayat yaşatması gerektiğinden başlatmanın zamanı gelmedi mi?
Geçim derdinin azaldığı, kadınların ve çocukların kendini güvende hissettiği, gençlerin geleceğine güvenebildiği bir hayatı mümkün kılmaktan söz ediyorum…
Belki bunları rayına oturtabildiğimiz gün, biz de siyasetin her kavgasını, her kulisini, her siyasetçiyi bu kadar konuşmak ve takip etmek zorunda kalmayız.
Aksi halde yine dönüp dolaşıp aynı endişeleri yaşayacağız:
Biz nasıl bir toplum haline geliyoruz?
Daha iyiye gidebilecek miyiz, yoksa her geçen gün biraz daha mı kötüye gidiyoruz?




ZİYARETÇİ YORUMLARI (0)
Henüz yorum yapılmamış.